Osmanlıca Klavye

Dictionary

Ottoman (Arabic Alphabet) Ottoman (Turkish Alphabet) Turkish
تازی tâzî Arapça,tazı
بندگی bendegî kulluk,kölelik
خدشه hadşe ürküntü
نرمی nermi gevşek, yumuşak
آبدستخانه abdesthâne tuvalet,abdest alınan yer abdestlik kısa cübbe
ثمره دار semeredâr meyvalı,ürün veren,sonuç veren
براقمق bırakmak Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak,Koymak: “Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı.” -T. Buğra,Bir işi başka bir zamana ertelemek: Gezmeyi haftaya bıraktık.,Unutmak: Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım?,Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek,Saklamak, artırmak: Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin.,Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek: “Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı.” -F. R. Atay,Engel olmamak: “Bırak, burasını benim defterimden okuyayım.” -ö. Seyfettin,Sarkıtmak: Saçlarını omzuna bırakmış.,ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak: “Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu.” -C. Uçuk,Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek: “Gerçekten sigarayı bıraktı, bıraktı ama huzuru da sükûnu da kalmadı.” -H. E. Adıvar,Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak: “Bu yazarın bir de Fransızca kitabını almıştım ama sıkılmış bırakıvermiştim.” -R. H. Karay,Bıyık veya sakal uzatmak,özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak: “Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı?” -R. H. Karay,Boşamak: “Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler.” -ö. Seyfettin,Kötü bir durumda terk etmek,Ayrılmak, terk etmek: “Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi.” -P. Safa,Sınıf geçirmemek, döndürmek: öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı.,Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek: “Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım.” -M. ş. Esendal,Bakılmak, korunmak için vermek: Eşyamı size bırakacağım.,Yanına almamak, yanında götürmemek,Sahiplik hakkını başkasına vermek: Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış.,Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak,Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek: iz bırakmak. Leke bırakmak.
حکم hükm hüküm,emir,kesin karar hükmünde yerinde,gibi,hükmünü almak,yerine geçmek,gibi olmak,hüküm vermek,kesin karar vermek
جدا cüdâ ayrı cüda kalmak ayrı düşmek,uzak kalmak
اضطرار ıztırâr zorunluluk